Hapishaneden Gelen Mektup / Yazılar - Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi

Hapishaneden Gelen Mektup


Değerli okurlarım hapishaneden gelen bir mektubu özet olarak sizinle paylaşmak istiyorum. Mektubu yazan kişi ismini kullanmama izin verdiği halde ben kullanmamayı tercih ediyorum. Yazış tarzından eğitimli, olgun ve dürüst bir insan olduğunu anladığım bu kişiye ben ‘Erkan’ diyeceğim. Benim Mış Gibi Yaşamlar¹ kitabındaki bir trafik kazasında adının geçtiğini yazıyor ve şöyle diyor: (özetleyerek alıyorum)

Çok kıymetli ve saygıdeğer hocam, ben 2005 yılında talihsiz bir konuya karıştım ve bu kazada üç kişi hayatını kaybetti. Ceza aldım ve bu mektubu size cezaevinden yazıyorum. Daha önce sizinle tanıştık. Bir seminerinizde tokalaştık ve size kitaplarınızdan imzalattık eşimle birlikte Girne Amerikan Üniversitesindeki seminerinizde.

Mektubu yazma sebebim sizin “mış gibi yaşamlar” adlı kitabınız.

Hocam 2005 yılının 8 Mayısında bir trafik kazası yaptım ve ceza aldım. Cezam ancak 2011 yılında Yargıtay’ca onandı ve infazım için cezaevine konuldum. Kitap okumayı çok sevdiğim için eşim hemen arkamdan 10 yeni kitap verdi cezaevinde okumam için. İçlerinden 3 tanesi sizin kitabınız. Daha önce okuyamamış olduğum kitaplarınızdan. İçlerinden bir tanesi de “mış gibi yaşamlar” adlı kitabınız. Bu kitabınızı okumaya başladım ve 236. Sayfasına geldiğimde ne göreyim orada benim kazamdan bahsediyorsunuz. Gazete kupüründen yapmış olduğunuz alıntıyla birlikte. Buraya kadar her şey normal gibi. Siz bir eser yazıyorsunuz ve adına mış gibi yaşamlar diyorsunuz. Eğitimde, yargıda, doğa bilincinde, kadın haklarında ve trafikte ve daha başka birçok konuda görülen eksikliklerden görevi suiistimallerden, bilinçsizlikten, cahillikten ve özellikle de kimsenin görevini tam anlamıyla yapamadığından bahsediyorsunuz.


Değerli hocam kendimle ilgili bölümü okuduktan sonra kitabı kapatıp şöyle uzun uzun düşündüm.

Bir üstadın dalında Türkiye’nin en ileri söz sahibi bir hocamız tüm genel konuları eleştirel bir kitap yazıyor “mış gibi yaşamlar” diye. Fakat tüm eleştirilerini tüm gözlemlerini tüm inandırıcılığını bir kenara bırakıp mış gibi bir magazin gazetesinin mış gibi bir masa başı haberini mış gibi inceleyip araştırarak mış gibi yaşamlar adlı eserinde yayınlıyor.

Hocam tabiki bu yazınızı okuyunca çok üzüldüm. Gerçekten bir detaylı araştırma yapmadan insanlar hakkında böyle masa başı haberler yazmak insanları karalamak onları canavarlar olarak atfetmek ne kadar da kolay. Gazeteleri zaten herkes biliyor ne kadar çok yalan ve masa başı haber yaptıklarını. Ben onları yadırgamıyorum, benim üzüntüm ve yadırgadığım olay sizin gibi değerli bir akademisyen hocamızın böyle bir haberi doğru bir kaynakmış gibi itimat edip yayınlamış olmanız. Demek ki diğer birçok gazete kupürü de aynı gerçeklikten uzak yazıtlardır diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Olayda tek doğruluk payı böyle bir olayın vuku bulması ama canavarca değil gerçekten talihsizce bir kaza olmasıdır. Talihsiz diyorum çünkü aklı mantığı ve birazcık olsun imanı olan her insanın başına gelebilecek bir olay. Trafiğe çıkıp ta kaza yapmama veya bir kazaya karışmama garantisini hangi aklı selim insan düşünebilir?.

Hocam şimdi sizin bir magazin gazetesinden² alıntı yapıp kullandığınız haber ile gerçeği arasındaki farkları ve bunun bir kaza olduğunu anlatır detayları yazmaya çalışacağım. İnşallah okursunuz hocam.

Değerli hocam bu kaza haberini başka gazeteler ve tv’lerde verdi ama en yanlışı ve olayı saptırarak ajite ederek masa başında yayınlayan bu gazetedir.

Ajitasyon ve yalan haber daha başlık ile başlıyor. “Burası Türkiye, yayalar yaya geçidinde ölür” diye.

Hocam bu başlık ve olayı ajite edip benim canavarlaştırılmam yalan ve yanlış. Ben canavar değilim. Keşke böyle bir kaza olmasaydı. Keşke o insanlar yaşasaydı. Keşke bunu değiştirebilseydim. Bu kazayı yüzlerce binlerce kez tekrar tekrar düşündüm ama kaza ve kadere inanan birisi olarak bu olaydan bir kaçışın olmadığını gördüm görüyorum.

En önemlisi ve yalan olan orasının bir yaya geçidi olması. D-400 sahil yolu, 3 şeritli. Kaza en sol şeritte oluyor. Büyük bir kavşağa 200 metre var. Ben en sol şeritteyim çünkü işyerime gidiyorum. İşyerime gidebilmek için en sol şeritte olmalıyım çünkü kavşaktan sola dönmeliyim. Yazıldığı gibi asla aşırı hızlı değilim. Medeniyetten bahsediyor yazıda ve kural tanımaz biriymişim oysa tam tersi. Kaza yeri yaya geçidi değil. Kaza yerinden 50 mt ileride altgeçit var ve 200 mt ileride kavşak yanı ışıklı yaya geçidi var. Hocam tekrar ediyorum keşke olmasaydı bu kaza ama yazıda medeni olarak yazılan insanlar acaba kendi memleketlerinde düz yoldan mı geçerlerdi 3 şeritli yoksa altgeçit veya ışıklı geçitten mi. Onlar Türkiye vatandaşları gibi hızla yolu geçmeyi tercih etmişler. Keşke gerçekten yaya geçidini ve alt geçidini kullansalardı.

Hocam olayı en baştan kendi penceremden anlatayım. Olay günü 8 mayıs 2005 anneler günü. Her zaman kullandığım ford fiesta marka aracımı servise verdiğim için babama ait Mercedes marka araç ile Antalya’ya iş icabı bir yolculuk yapıyorum. Kaza yeri ve Antalya arası yaklaşık 100 km’lik bir mesafe. Sabah gidiyorum Antalya’ya ve işim bittikten sonra dönüş yoluna koyuluyorum. Daha Antalya’dan hareket edeli 15 km olmasına rağmen bir huzursuzluk kaplıyor içimi. Aksu Beldibi’ne geliyorum. Yol kenarında marketler var, araç çalışır vaziyette marketten meyve suyu alıp arabanın etrafında turlayarak içiyorum. Yaklaşık 6-7 dakika zaman geçiriyorum, yola devam ediyorum. Yine yaklaşık bir 20 km’lik bir yolculuktan sonra içimdeki sıkıntı artıyor. Serik beldesine geliyorum. Yine yol kenarındaki bir marketten meyve suyu alıp içiyorum. Araç yine çalışır vaziyette. Yine yaklaşık 6-7 dakika zaman geçiriyorum araç etrafında turlayarak ve yola devam ediyorum. Olay yerine yaklaşık 4-5 km kala yolun sağ tarafında bir polis aracının park etmiş olduğunu ve 2 memurun çalılar arasında bir şeyler aradıklarını görüyor ve yola devam ediyorum. Daha sonra öğreniyorum ki benim kaza olayından önce bir kaza ihbarı gelmiş bu polis aracına ve ekip kaza yapan aracı arıyorlarmış ama o bölgede herhangi bir başka kaza olmamıştı. Olaydan birkaç dakika gibi kısa bir sürede polis ekibi kaza yerine gelebilmişlerdi. Yola devam ediyorum, saat 20.30’a yaklaşıyor. Alacakaranlık sokak lambalarının bir kısmı yanıyor bir kısmı yanmıyor. Birkaç yüz metre ileriki kavşaktan işyerime doğru sola döneceğim için en sol şeritteyim ve bir çapma sesi duyuyorum. O anda saniyeler içinde bir film şeridi gibi tüm hayatım gözümün önünden geçiyor. Çarpma yeri ile aracın durma yeri arasındaki mesafe 28 mt yani aşırı hız gibi bir ihtimal olmaz. Gazetenin yazdığı gibi aracın yalnız sağ çamurluğunda ve sağ farın da darbe izleri var. Bir şeyin kaputun üstünde olduğunu fark ettim. İçinden o anda bunun bir kedi köpek olmasını diledim ama maalesef bir insandı. Aracın frenlemesi ve burnunun öne eğilmesiyle birlikte şahıs aracın önüne düştü, birkaç metre önüne. Gazetede yazdığı gibi 2 kişiyi metrelerce tekerleğin altında sürme ve şahısların üstünden geçme diye bir olay yok. O haberi yapanlar sanki birebir görmüş gibi ajite ederek anlatıyor. Ama tekrar ediyorum kasıt yok, istemeden olan bir olay. Keşke böyle bir kazaya karışmamış olsaydım. Aracın önünde iki şahıs yatıyordu. Etrafa bağırdım, ambulans, ambulans çağırın diye. Polis trafik ekibi birkaç dakika içinde geldi olay yerine. Belde jandarma bölgesi ve jandarma ekibi de 200 mt İlerdeki kavşakta beklemekteymiş yani olay olur olmaz intikal ettiler anında. Araçta çok bir hasar yok yani herkes hayretler içinde bu kadar az bir hasar ve 3 tane ölü. Aracın içinde hava yastıkları patlamadı. Benim burnum dahi kanamadı. Sonraları düşünüyorum acaba sürekli kullandığım fiesta olsaydı nasıl olurdu kaza diye çünkü fiestanın abs’si yok. Özel güvenlik aksesuarları yok. Oysa Mercedes ağır bir araba. Tüm güvenlik sistemleri var. Belki takla atıp daha kötü sonuçlar olabilirdi. Belki bende hayatımı kaybedebilirdim ama öyle olmadı. Ben bu acıyı çekmeliyim. Cezaevine girmeliyim. Ailem ve çocuklarım sıkıntı içinde olmalıymış. Çok zor günler ama ben kadere inanıyorum. Üçüncü maktul aracın çok gerisinde ve en sağ şeritte. Hala ona benim çarptığım teknik olarak izahı çok zor, anlamak mümkün değil. …

Allah’ım düşmanıma dahi vermesin çünkü çok zar bir durum. Vicdani boyutu var. Hayatın ve düzenin tamamen kontrolden çıkıyor. Tüm işlerim yarım kaldı eğitimim sekteye uğradı. Üç tane çocuğum babadan yoksun. 3. çocuğum ben cezaevine girdikten sonra doğdu, anlayacağınız çok zor. Keşke tüm bu sıkıntıları çeksem ama o insanlar ölmemiş olsalardı. Keşke bunu değiştirme şansım olsaydı. …

Hocam medeniyetten bahsedilmiş yazıda. 10 yıl Almanya’da kaldım. Çok iyi derecede Almanca ve İngilizce bilmekteyim. İyi derecede Rusça konuşurum. Arapçada öğrenmeye başlamıştım. Selçuk Üniversitesi biyoloji mezunuyum. Ayrıca Girne Amerikan Üniversitesi son sınıf mimarlık öğrencisiyim ve yine dışarıdan uluslararası ilişkiler okumaktayım. Bölgemizde tarım ile uğraşmaktayım. Siyasetle uğraşmaktayım. Topluma ve çevreme faydalı olmaya çalışan birisiyim. Kendimi sürekli geliştirmeye çalışıyorum. Nasip olur cezaevinden tahliye olursam daha hukuk okumayı düşünüyorum. Ama canavar değilim. …

Evet hocam inşallah bu mektubumu okursun. Okursanız biraz başınızı şişirmiş olacağım ama mış gibi bir haberi mış gibi inceleyerek mış gibi yaşamlar adlı kitabınızda kullandığınız için hakkımın geçtiğini düşünüyorum. Talebim mektubu alınca bana yazmanız. Buna çok memnun olurdum. Hatta ihtiyacım var. Sizden bir mektup almak cezaevinde bana iyi hissettirecektir. Fırsat oldukça sizin yeni eserlerinizi tv programlarınızı ve seminerlerinizi severek takip etmeye çalışacağız ailecek. Daha cezamın bitmesine çok var. Mektubunuzu bekleyeceğim.

Hocam gerçekten bazı olayları değiştirme şansım olsaydı ama olmuyor. Tüm bu yaşadıklarımdan ders çıkarmalıyız diye düşünüyorum. Allah ömür verirse cezam bitince aileme kavuşacağım ve hayata kaldığım yerden tutunmaya çalışacağım onca yara bereden sonra.

10 yaşında bir oğlum, 3 yaşında bir kızım var sizin kızınızın isminde Elif diye ve ben cezaevine girdikten 1 ay sonra olan bir kızım daha oldu. Tabi tüm bu sıkıntılara göğüs geren vefakar ve cefakar güzel ve güçlü eşim var.

Sevgili Doğan Hocam,

Ben sizden mektup bekleyerek cezamı yatmaya devam edeceğim. Umarım cevaplarsınız.

Hükümlü
Erkan

Erkan’a mektup yazdım, kendisine imzalı olarak son çıkan kitabımı gönderdim. Mış Gibi Yaşamlar kitabının yeni baskısında yazdıklarını göz önüne alarak düzeltme yapacağımı söyledim. Bu arada eşinden bir mektup aldım. Erkan’ın eşi, özet olarak şöyle yazıyordu:

Merhaba Doğan Bey.

Her şeyden haberdarsınız ve ben tekrar yazmak istemiyorum. Dün, Çarşamba kapalı görüş yaptığım eşimin gözlerindeki mutluluğu, orada ona yaşattığınız hoşluğu, ona verdiğiniz enerjiyi kelimelerle anlatmam mümkün değil. Benim için de!

Siz bizim için, ailemizin temsili oldunuz. Ve çok tuhaf bi şekilde yaşadıklarımızın içinde bi yerde karşımıza çıktınız. Eşim size yazmak istediğini söylediğinde onu teşvik ettim, hakkınızda yanılmamanın gururunu, mutluluğunu yaşıyorum aynı zamanda.

Erkan bana yazdığı için ve böyle bir aileyi tanıdığım için mutluyum; keşke başka koşullarda tanısaydım, diyeceğim ama Erkan’ın da sık sık belirttiği gibi çözemediğimiz bir tür ‘kader’ bizi böyle bir ortamda tanıştırdı.

Söz konusu gazete haberi ve o habere dayalı yorumu yeni baskısında kitaptan çıkardım. Erkan’a ve vefalı eşine buradan sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Umarım ilerde onlar aile hep birlikteyken ziyaret etme olanağı bulurum.

Doğan Cüceloğlu (25.03.2012)

¹Doğan Cüceloğlu, Mış Gibi Yaşamlar, Remzi Kitabevi, 2005. Burada söz konusu trafik haberini yayımcımla konuşarak kitabın 10. baskısında kaldırmaya karar verdik.

²Erkan Bey’in magazin gazetesi dediği, Türkiye’de saygınlığı kabul edilmiş günlük bir haber gazetesidir. O nedenle haberin kendisinin ve veriliş tarzının hafife alınması kategorik olarak benim algıma düzenime uymuyor.